```html```

Bel ve Boyun Omurgasında MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi: Asemptomatik Bulgular, Klinik Korelasyon ve Güncel Kanıtların Derlemesi

IMG 6532
“`html “`
Özet

Bel ve boyun ağrıları, küresel ölçekte iş gücü kaybı ve disabilitenin en yaygın nedenleridir. Bu derleme yazısında; asemptomatik bireylerde saptanan yüksek orandaki dejeneratif MRG bulguları, ağrının nörobiyolojik ve psikososyal mekanizmaları, erken görüntülemenin klinik seyre etkileri, uluslararası kılavuzların güncel konsensusları ve fizyoterapötik klinik korelasyon süreçleri güncel literatür ışığında sentezlenmiştir. Kanıtlar, kırmızı bayrakların dışlandığı durumlarda statik görüntüleme sonuçlarının tek başına ağrı şiddetini açıklamakta yetersiz kalabileceğini göstermektedir.

MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi Neden Tartışmalıdır?

Bel ve boyun ağrıları, modern toplumda kas-iskelet sistemi hastalıkları arasında en yüksek prevalansa sahip olan ve halk sağlığı bütçelerini en çok zorlayan klinik tablolardır. Son otuz yılda manyetik rezonans görüntüleme (MRG) teknolojilerinde yaşanan yapısal devrim, klinisyenlerin omurga morfolojisini en ince detayına kadar incelemesine olanak tanımıştır. Ancak bu teknolojik imkân, klinik pratikte biyomedikal bir indirgemeciliği beraberinde getirmiş; ağrının kaynağını yalnızca yapısal anomalilerde ve doku hasarında arayan bir “görüntüleme kültürü” yaratmıştır.

Güncel kanıta dayalı tıp literatürü, MRG bulguları ile ağrı ilişkisinin doğrusal bir neden-sonuç bağına indirgenemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu derlemenin amacı, bel ve boyun omurgasındaki MRG bulgularının klinik semptomlarla ilişkisini güncel literatür senteziyle incelemek, klinik korelasyon kriterlerini netleştirmek ve geleceğin teknoloji odaklı omurga değerlendirme vizyonunu ortaya koymaktır.

MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi Araştırmalarında Kullanılan Derleme Yöntemi

Bu derleme hazırlanırken PubMed, Google Scholar ve Cochrane Library veritabanlarında 2010–2026 yılları arasında yayımlanmış çalışmalar taranmış ve narrative derleme formatında sentezlenmiştir. Arama stratejisinde “omurga görüntüleme”, “radyolojik klinik korelasyon”, “asemptomatik spinal dejenerasyon”, “ağrı nörobilimi eğitimi” ve “klinik rehberler” anahtar kelime kombinasyonları kullanılmıştır. Metodolojik kalitesi yüksek olan sistematik derlemeler, meta-analizler, prospektif kohortlar ve randomize kontrollü çalışmalar seçilerek sentezlenmiştir.


Metodoloji ve Literatürün Kanıt Düzeyi

Kaynak / ÇalışmaÇalışma TürüKlinik / Metodolojik Rolü
Brinjikji ve ark. (2015)Sistematik Derleme (Meta-Analiz)Epidemiyolojik Veri ve Prevalans Sentezi
Moseley & Butler (2015)Teorik Derleme / Klinik MonografAğrı Nörobilimi Eğitimi (PNE) Paradigmaları
P. O’Sullivan, K. O’Sullivan ve ark. (2018/2019)Klinik Derleme / Uzman KonsensusuBiyopsikososyal Model ve Bilişsel Fonksiyonel Terapi (CFT)
Nakashima ve ark. (2015)Geniş Ölçekli Kesitsel ÇalışmaServikal Omurga Asemptomatik Kohort Verisi
Graves ve ark. (2012)Prospektif Kohort ÇalışmasıErken Görüntüleme ve Sağlık Maliyetleri Analizi
NICE Kılavuzları (2016/2018)Uluslararası Klinik Uygulama KılavuzuKanıta Dayalı Birinci Basamak Reçete ve Strateji
The Lancet Bel Ağrısı Serisi (2018)Küresel Uzman Konsensusu / SeriKüresel Sağlık Politikaları ve Kanıt Çağrısı

MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi: Asemptomatik Bireylerde Ne Görülür?

MRG Bulgusu
Klinik Muayene
Fonksiyonel Değerlendirme
Tedavi Kararı

MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi

MRG bulguları ve ağrı ilişkisi değerlendirilirken klinik korelasyon süreci — MRG tek başına değil, klinik muayene ve fonksiyonel değerlendirmeyle birlikte yorumlanmalıdır.

Literatürdeki en güçlü eğilim, omurgadaki yapısal dejenerasyonların hiçbir ağrı şikayeti olmayan popülasyonda da son derece yüksek oranlarda saptanabileceği yönündedir. Hiçbir boyun ağrısı veya nörolojik semptomu bulunmayan 1211 sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan geniş ölçekli bir radyolojik çalışmada, asemptomatik bireylerin %87,6’sında disk kabarıklığı (bulging) saptandığı bildirilmiştir. Bazı çalışmalarda 20’li yaşlarındaki tamamen sağlıklı gençlerin %70’inden fazlasında disk kabarıklıklarının izlenebildiği rapor edilmiştir.

Asemptomatik Popülasyonda MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi: Yaş Gruplarına Göre Prevalans

Kaynak: Brinjikji ve ark. (2015), American Journal of Neuroradiology — 3110 asemptomatik birey, meta-analiz

MRG bulguları ve ağrı ilişkisi: yaşa göre asemptomatik bireylerde disk dejenerasyonu ve protrüzyon oranları
Yaş GrubuDisk DejenerasyonuDisk KabarıklığıDisk ProtrüzyonuFaset Eklemi Dej.
20 yaş%37%30%29%4
30 yaş%52%40%31%9
40 yaş%68%50%33%18
50 yaş%80%60%36%32
60 yaş%88%69%38%50
70 yaş%93%77%40%69
80 yaş%96%84%43%83

MRG raporlarında sıkça geçen ve hastalarda ciddi anksiyete yaratan “dejenerasyon”, “fıtık” veya “bulging” gibi terimler, klinik tabloyla desteklenmediği sürece, cildin kırışması ya da saçın beyazlaması gibi zamana bağlı olağan yapısal modifikasyonlar olarak değerlendirilebilir.


MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi: Biyopsikososyal Faktörler Neden Belirleyicidir?

Doku / MRG Bulgusu
Uyku & Stres
Ağrı
Deneyimi
İnançlar &
Kinezyofobi
Hareket Davranışı & Sensitizasyon

Ağrı Her Zaman MRG ile Açıklanabilir mi?

MRG bulguları ve ağrı ilişkisini etkileyen biyopsikososyal faktörler — ağrı yalnızca doku düzeyindeki bir değişkenin değil, birçok biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenin bileşkesidir.

MRG bulgularındaki anormalliklerin ağrının şiddetiyle her zaman örtüşmemesi, ağrının sadece mekanik/anatomik bir olgu olmamasından kaynaklanır. Çağdaş Ağrı Nörobilimi Eğitimi (Pain Neuroscience Education — PNE) literatürünün vurguladığı üzere ağrı, dokulardaki hasar miktarının doğrudan bir ölçümü değildir; sinir sisteminin biyolojik, psikolojik ve sosyal değişkenleri harmanlayarak ürettiği karmaşık bir “tehdit/koruma” çıktısıdır. Bel fıtığı olan her bireyin ağrı yaşamaması, boyun fıtığı görüntülerinin klinik tabloya her zaman yansımaması bu mekanizmanın en çarpıcı örnekleridir.

Periferik / Santral Sensitizasyon ve Bilişsel Faktörler

Doku düzeyindeki mekanik bası aynı kalsa bile, sinir liflerinin kimyasal çevresi (enflamatuar medyatörler) değiştiğinde periferik sensitizasyon gelişebilir. Süreç kronikleştikçe, merkezi sinir sistemindeki nöronların uyarılabilirliği artar ve santral sensitizasyon tablosu yerleşebilir.

Peter O’Sullivan ve Kieran O’Sullivan’ın geliştirdiği Bilişsel Fonksiyonel Terapi (Cognitive Functional Therapy — CFT) modeli, kronik omurga ağrılarında doku hasarından ziyade hastanın ağrıya yüklediği anlamın, kinezyofobinin (hareket korkusu), hatalı koruma davranışlarının ve hiper-vijilansın (aşırı tetikte olma durumu) ağrıyı kısır döngüye soktuğunu ortaya koymuştur.


Hastayı mı Tedavi Ediyoruz, Görüntüyü mü?

Klinik sahada en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, “büyük fıtık = büyük ağrı” şeklinde kurulan doğrusal mantıktır. Kanal daralması veya siyatik tanısı almış bireylerde de bu doğrusal olmayan ilişki sıkça gözlemlenir. Aşağıdaki senaryolar klinik pratikteki bu ilişkiyi açıklamak amacıyla oluşturulmuş temsili örneklerdir:

Temsili Örnek A — Dev Protrüzyon / Ağrısız

42 yaşında, tesadüfi MRG’sinde L4-L5 seviyesinde spinal kanalı belirgin daraltan dev bir protrüzyon izlenen birey — hiçbir bel/bacak ağrısı, uyuşma veya kuvvet kaybı yok. Sinir kökü bu mekanik duruma anatomik olarak adapte olmuş; bölgede enflamatuar süreç tetiklenmemiş.

Temsili Örnek B — Hafif Protrüzyon / Şiddetli Ağrı

28 yaşında, L5-S1’de yalnızca milimetrik disk kabarıklığı olan birey — bacağını kıpırdatamayacak kadar şiddetli radiküler ağrı. Ağrının baskın nedeni mekanik basının boyutu değil, şiddetli kimyasal enflamasyon, yüksek anksiyete ve maladaptif koruma davranışlarıdır.

Klinisyenin temel görevi, görüntüyü değil; hastanın sergilediği biyopsikososyal ve nöromekanik bütünü tedavi etmektir.


Erken Görüntüleme Tartışması ve Bakım Kaskadı (Cascade of Care)

Akut bel ağrısı öyküsü olan hastalar üzerinde yürütülen prospektif kohort çalışmalarında, ilk 6 hafta içinde yapılan erken MRG’nin 1 yıl sonraki ağrı yoğunluğu, fonksiyonel durum veya genel yaşam kalitesi üzerinde anlamlı bir olumlu katkısı saptanmamıştır. Acil patoloji taşımayan akut vakalarda erken görüntüleme yapılması, uzun dönemli iş göremezlik (disabilite) riskini artırabilmekte ve işe dönüş sürelerini uzatabilmektedir.

“Bakım Kaskadı” (Cascade of Care) adı verilen bu fenomen, erken MRG ile saptanan ancak hastanın mevcut ağrısıyla ilgisi olmayan rastlantısal (incidental) bulguların hastada hareket korkusu ve felaketleştirme mekanizmalarını tetiklemesinden kaynaklanabilmektedir.


MRG Hangi Durumlarda Klinik Olarak Kritik Öneme Sahiptir?

MRG teknolojisi, doğru zamanda ve doğru endikasyonla kullanıldığında hayat kurtarıcı ve cerrahi sınırları belirleyici altın standart bir tanı aracıdır. Klinik muayenede aşağıdaki Kırmızı Bayraklar veya ciddi nörolojik defisit şüpheleri varlığında ileri radyolojik görüntüleme geciktirilmeden uygulanmalıdır:

⚠ İlerleyici Kas GüçsüzlüğüDermatom ve miyotom takibinde motor kuvvette (düşük ayak vb.) tespit edilen ilerleyici kayıplar.
⚠ Cauda Equina Sendromu ŞüphesiGenital ve anal bölgede duyu kaybı (eyer tarzı anestezi).
⚠ İdrar ve Gaita Kontrol KaybıSfinkter kontrolünün aniden yitirilmesi veya retansiyon.
⚠ Sistemik Travma ÖyküsüYüksekten düşme, trafik kazası gibi omurga bütünlüğünü tehdit eden mekanik yaralanmalar.
⚠ Kanser Öyküsü ve Tümör ŞüphesiAçıklanamayan kilo kaybı, gece ağrısı ve malignite geçmişi.
⚠ Enfeksiyon ŞüphesiLokal ısı artışı, kızarıklık, yüksek ateş, tüberküloz/diskit şüphesi.
⚠ Servikal Miyelopati BulgularıEl becerilerinde kayıp, yürüme ataksisi, hiperrefleksi ve üst motor nöron tutulumu.
⚠ Ciddi RadikülopatiKonservatif yaklaşımlara rağmen 6–8 hafta boyunca gerileyen nörolojik kayıplar.

Güncel Klinik Rehberlerin Görüşü ve Küresel Konsensus

Uluslararası alanda kabul görmüş majör sağlık otoriteleri (NICE, ACP/APS ve The Lancet komisyonları), non-spesifik omurga ağrılarının yönetiminde tam bir fikir birliğine varmıştır. Kılavuzların ortak sentezi üç temel sütun üzerine kuruludur:

  • Rutin görüntülemeye karşı duruş: Ciddi sistemik patolojiler (kırmızı bayraklar) dışlandığı sürece rutin MRG/BT kullanımı kesinlikle önerilmemektedir.
  • Psikososyal faktörlerin yönetimi: Kinezyofobi, hatalı inançlar ve iş ortamı stresörlerinin değerlendirilmesi şarttır.
  • Aktif yönetim ve egzersiz: Hasta eğitimi, erken aktiviteye teşvik ve kanıta dayalı terapötik egzersiz birinci basamak tedavi seçeneğidir.

Klinik Pratikte Fizyoterapistin Rolü ve “Klinik Korelasyon” Kavramı

Klinik karar verme süreçlerinde fizyoterapistleri farklı kılan temel unsur, statik bir ekran görüntüsü yerine bireyin dinamik fonksiyonel kapasitesine, hareket davranışlarına ve nörolojik bütünlüğüne odaklanarak Klinik Korelasyon kurabilmeleridir. Statik bir MRG raporunun klinik değeri, ancak ve ancak eldeki fiziksel muayene bulgularıyla birebir örtüştüğü zaman anlam kazanır.

Fizyoterapist muayenesinde; dermatom takibi, miyotom testleri, refleks muayeneleri ve nörodinamik testler (SLR, Slump vb.) hassasiyetle uygulanır.

  • Klinik korelasyonun sağlandığı durum: MRG raporunda protrüzyon olarak tanımlanan L5-S1 sağ posterolateral disk protrüzyonu ve S1 sinir kökü kompresyonu izlenen hastada klinik muayenede S1 dermatomunda uyuşma, Aşil refleksinde kayıp ve pozitif nörodinamik test saptanırsa, radyolojik bulgu ile klinik muayene uyumludur.
  • Klinik korelasyonun sınırlı olduğu durum: C5-C6 protrüzyonu saptanmış ancak boyun ve kol hareketleri tamamen açık, nörolojik testleri normal olan; asıl şikayeti skapula iç kenarındaki mekanik kas ağrısı olan bir hastada bu boyun fıtığı bulgusu klinik olarak “sessizdir”.

Hastalara MRG Sonuçları Nasıl Açıklanmalıdır?

Klinisyenin dili, hastanın iyileşme sürecini doğrudan etkileyen bir güce sahiptir. MRG raporundaki teknik terimleri hastaya ham haliyle sunmak kinezyofobiyi ve maladaptif ağrı davranışlarını körüklerken, doğru bir iletişim dili tedavi uyumunu artırabilir:

✕ Hatalı Klinik Söylem

“Belinde L4-L5 seviyesinde patlamış dev bir fıtığın var. Disk omuriliğine çok ağır bası yapıyor, her an felç olabilirsin. Kesinlikle eğilme, ağır kaldırma ve hemen yatak istirahatine geç.”

✓ Kanıta Dayalı Söylem

“MRG raporunuzda disk yapısında bir kabarıklık saptadık. Ancak bilimsel çalışmalar, sizin yaşınızdaki tamamen sağlıklı ve ağrısız birçok kişide bu görüntünün zaten olabileceğini gösteriyor. Omurganız oldukça güçlü; hareket etmekten korkmayın, egzersizlerle bu ağrıyı güvenle kontrol altına alacağız.”


Gelecekteki Potansiyel Araştırma Alanları

Yapay Zeka Destekli Klinik Karar Destek Sistemleri

Yapay zeka tabanlı klinik yönlendirme yazılımlarının, kanıta dayalı literatürü tarayarak hastanın kırmızı/sarı bayrak yoğunluğunu hesaplama, gereksiz MRG isteklerinin önüne geçme ve kişiselleştirilmiş CFT protokolü önerme konusunda gelecekte klinik karar destek süreçlerine önemli katkılar sağlayabileceği düşünülmektedir.

Lidar Tabanlı 3D Vücut Haritalama ve IMU Sensörleri

Çoklu Lidar kamera sistemleri aracılığıyla milimetrik omurga kompanzasyonlarının 3 boyutlu haritalandırılması ve akıllı giyilebilir IMU sistemleri ile günlük hayattaki gerçek mekanik yüklenme verilerinin toplanması, statik MRG’nin “durduğu anki anatomik fotoğrafı” yerine omurganın “hareket halindeki fonksiyonel sinemasını” sunmaya yönelik umut verici Ar-Ge alanları olarak değerlendirilmektedir.


Bu Derlemenin Sınırlılıkları

1
İncelenen temel epidemiyolojik çalışmaların önemli bir kısmı gözlemsel ve kesitsel (cross-sectional) tasarıma sahiptir. Bu durum, MRG bulguları ile ağrı arasında kesin bir neden-sonuç ilişkisi (causality) kurulmasını zorlaştırmaktadır.
2
“Asemptomatik birey” tanımlamaları çalışmadan çalışmaya farklılık gösterebilmektedir; geçmişteki kısa süreli ağrı atakları bazı çalışmalarda göz ardı edilmiş olabilir.
3
Lumbar ve servikal omurganın biyomekanik yüklenmeleri ve klinik yansımaları tamamen aynı dinamiklere sahip değildir; bu derlemede iki bölge ortak bir biyopsikososyal model üzerinden sentezlenmiştir.
4
Elit sporcular, ağır sanayi işçileri veya genetik yatkınlığı olan spesifik alt hasta gruplarında belirli MRG bulgularının klinik önemi genel popülasyondan daha yüksek olabilir.

Sonuç

MRG, omurga patolojilerinin ayırıcı tanısında ve özellikle kırmızı bayrak taşıyan majör durumların elenmesinde şüphesiz hayati ve vazgeçilmez bir tanı aracıdır. Ancak güncel literatürün ortak sentezi; görüntüleme bulgularının tek başına ağrının varlığını, şiddetini veya bireyin disabilite düzeyini açıklamakta yetersiz kalabileceğini kesin bir biçimde göstermektedir.

Modern omurga değerlendirmesinin amacı, görüntüleme bulgularını inkâr etmek değil; onları klinik muayene, fonksiyonel kapasite ve bireyin biyopsikososyal bağlamı içerisinde doğru yere oturtmaktır. Modern klinik yaklaşımda amaç, yalnızca görüntüleme bulgularını tedavi etmek değil; bireyin ağrı deneyimini, fonksiyonel kapasitesini ve yaşam kalitesini bütüncül olarak değerlendirmektir.

📌 Temel Çıkarımlar

MRG önemli bir tanı aracıdır: Kırmızı bayraklar ve ciddi nörolojik defisit varlığında ileri radyolojik görüntüleme geciktirilmeden uygulanmalıdır.
Dejeneratif bulgular yaygındır: “Bulging” veya “dejenerasyon” gibi yapısal değişimler, ağrısız popülasyonda da yüksek oranda görülen doğal süreçler olabilir.
Ağrı yalnızca görüntüleme ile açıklanamaz: Uyku, stres, inançlar, maladaptif hareket davranışları ve sensitizasyon mekanizmalarından etkilenen çok boyutlu bir deneyimdir.
Klinik korelasyon esastır: Radyolojik bulgular, ancak hastanın dermatom, miyotom, refleks ve nörodinamik testleriyle örtüştüğü ölçüde klinik değer taşır.
Fonksiyonel değerlendirme desteklenmelidir: Tedavi kararları statik görüntülere göre değil, bireyin dinamik hareket kalitesine ve biyopsikososyal fonksiyonel kapasitesine göre şekillendirilmelidir.

Kaynaklar

1. Nakashima H, Yukawa Y, Suda K, et al. Abnormal findings on magnetic resonance images of the cervical spines in 1211 asymptomatic subjects. Spine. 2015;40(6):392–398.

2. Brinjikji W, Luetmer PH, Comstock B, et al. Systematic literature review of imaging features of spinal degeneration in asymptomatic populations. American Journal of Neuroradiology. 2015;36(4):811–816.

3. Louw A, Diener I, Butler DS, Puentedura EJ. The effect of neuroscience education on pain, disability, anxiety, and stress in chronic musculoskeletal pain. Archives of Physical Medicine and Rehabilitation. 2011;92(12):2041–2056.

4. Moseley GL, Butler DS. Fifteen years of explaining pain: the past, present, and future. The Journal of Pain. 2015;16(9):807–813.

5. O’Sullivan PB, Caneiro JP, O’Keeffe M, O’Sullivan K, et al. Cognitive Functional Therapy: An Integrated Behavioral Approach for the Management of Disabling Nonspecific Chronic Low Back Pain. Physical Therapy. 2018;98(5):408–423.

6. Graves JM, Fulton-Kehoe D, Jarvik JG, Franklin GM. Early imaging for acute low back pain: one-year outcomes and associated healthcare utilization. Spine. 2012;37(18):1589–1596.

7. O’Connell NE, Ward SP. Low back pain: clinical practice guidelines from the National Institute for Health and Care Excellence (NICE). Journal of Orthopaedic & Sports Physical Therapy. 2018;48(2):54–57.

8. O’Sullivan K, O’Sullivan PB, O’Keeffe M. The Lancet low back pain series: a call to action. British Journal of Sports Medicine. 2019;53(11):654–655.


MRG Bulguları ve Ağrı İlişkisi Hakkında Sık Sorulan Sorular

MRG bulguları ağrıyı her zaman açıklar mı?

Hayır. Disk dejenerasyonu, bulging veya protrüzyon gibi MRG bulguları tamamen ağrısız bireylerde de görülebilir. Bu nedenle görüntüleme sonuçları tek başına değerlendirilmez; klinik muayene, nörolojik testler ve fonksiyonel değerlendirme ile birlikte yorumlanır.

MRG’de protrüzyon varsa mutlaka fıtık ağrısı mı vardır?

Hayır. Protrüzyonun klinik anlamı; ağrının yayılımı, uyuşma, refleks değişiklikleri, kas kuvveti kaybı ve nörodinamik testlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bazı protrüzyonlar tamamen sessiz olabilir.

MRG normal olmasına rağmen bel veya boyun ağrısı olabilir mi?

Evet. Ağrı yalnızca yapısal değişikliklerden kaynaklanmaz. Uyku kalitesi, stres, hareket korkusu, kas-iskelet sistemi yüklenmeleri ve ağrı işleme mekanizmalarındaki değişiklikler de ağrı deneyimini etkileyebilir.

Bel ve boyun ağrısında MRG ne zaman gereklidir?

İlerleyici kas güçsüzlüğü, idrar veya dışkı kontrol kaybı, ciddi travma, kanser öyküsü, enfeksiyon şüphesi veya belirgin nörolojik bulgular gibi kırmızı bayrak durumlarında MRG önemli bir değerlendirme aracıdır.

Fizyoterapistler MRG raporlarını nasıl yorumlar?

MRG bulguları; dermatom değerlendirmesi, miyotom testleri, refleks muayenesi, nörodinamik testler ve kişinin fonksiyonel kapasitesi ile birlikte analiz edilir. Bu yaklaşım klinik korelasyon olarak adlandırılır.

Ağrı nörobilimi MRG yorumlamasında neden önemlidir?

Ağrı yalnızca görüntüleme bulgularıyla açıklanamaz. Sinir sistemi hassasiyeti, stres düzeyi, uyku kalitesi, hareket korkusu ve kişinin ağrıya yüklediği anlam ağrı deneyimini etkileyebilir. Bu nedenle modern fizyoterapi yaklaşımı biyopsikososyal modeli esas alır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Son yazılar..

MastodonBilgi Al